| |||||||||||||||
|
HAIL & FIRE - a resource for Reformed and Gospel Theology in the works, exhortations, prayers, and apologetics of those who have maintained the Gospel and expounded upon the Scripture as the Eternal Word of God and the sole authority in Christian doctrine.
EXTERNAL RESOURCES
Read Christian, Puritan, Reformed and Protestant exhortational works, Catholic and Protestant polemical & apologetical works, histories, martyrologies, and works on eschatology online: Hail & Fire Library
|
HOME > Sermons: Hosted Sermons > Yuce Kabakci > Filipililer 1:8-11 NEYİ İSTEYECEĞİMİZİ BİLMEK by Yuce Kabakci (Turkish Christian and Former Muslim Converted to Jesus Christ)
Filipililer 1:8-11 Hepinizi Mesih İsa'nın sevgisiyle nasıl özlediğime Tanrı tanıktır. Duam şu ki, sevginiz, bilgi ve her tür sezgiyle durmadan artsın. Öyle ki, üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrı'nın yüceltilip övülmesi için İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolarak Mesih'in gününde saf ve kusursuz olasınız. İlk hafta Mesih’in köleleri olmanın ne demek olduğuna, geçen hafta ise Mesih’in kendisini köleleri olarak adlandıranları kendi elinde nasıl tutarak, son güne kadar dayanmalarını sağlayışına baktık. Geçen haftanın kısa bir hatırlatmasını yapmamız gerekirse; Bir Hristiyan kendisine sağlanmış olan kurtuluşu tam olarak kaybederek, lütuf konumundan düşemez çünkü,
1) Hristiyan’ın kurtuluşu Baba Tanrı’nın karşılıksız ve değişmeyen sevgisinden kaynaklanan seçilmişlik hükmüne,
Yukarıda saydığım bu nedenlere Kutsal Kitap’ın tamamında rastlayabilirsiniz. Aynı zamanda bunların hiçbirisinin insan tarafından bozulamayacak olduğunu, çünkü bunların değişmesi veya bozulmalarının Tanrı’nın kendisini insana ve insanın hareketlerine bağımlı kılması anlamına geldiğini göreceksiniz. Eğer, Tanrı yarattığı insanın davranışlarına bakarak sonsuz kararlar veriyorsa, bu varlığa gerçek anlamda Tanrı demek neredeyse imkansızdır. Pavlus’un 6. ayette dediği gibi, sizde iyi bir işe başlamış olan Tanrı’nın bunu Mesih İsa’nın gününe dek bitireceğine güvenim vardır. Bu konuda bu hafta gözüme çarpan bir ayeti daha aktarmak istiyorum. Mısırdan Çıkış 32. bölümde İsrail halkı Harun’un önderliğinde kendilerine altından bir put yaparak kendilerini Mısır’dan çıkaran Rab’leri çok çabuk unutmuşlardı. Tıpkı bizler gibi, Tanrı tarafından kölelikten kurtulduklarını unutarak, kendi arzularını izleyerek Tanrı yerine, başka birşeyi Tanrı yerine koydular. Bu noktada Rab adaletli bir şekilde halkını yok etmek istedi. Ancak Musa, bize Mesih’in Tanrı’nın sağındaki aracılık işini hatırlatan bir örnek olarak Tanrı’ya İsrail halkı için dua etti. Mısırdan Çıkış 32:11-12’de şunları okuyoruz: Musa Tanrısı RAB'be yalvardı: "Ya RAB, niçin kendi halkına karşı öfken alevlensin? Onları Mısır'dan büyük kudretinle, güçlü elinle çıkardın. Neden Mısırlılar, 'Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısır'dan çıkardı' desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten. Daha sonra RAB’bin İsrailliler’i tamamen yoketmekten vazgeçtiğini okuyoruz. Peki bizler bu bölümden nasıl bir ders çıkarmalıyız? Hristiyan’ın lütuf konumundan düşerek, kurtuluşunu kaybedebileceğini öğretenler bu olayı tekrar hatırlamalılar. Çünkü, bizleri kurtarmadan önce ne kadar inatçı ve günahkar olduğumuzu bilen Tanrı, bizleri kurtardıktan sonra bizleri tamamen özgür irademizin işleyişine bırakarak elinde tutmazsa, bizlerin de tıpkı İsrailliler gibi hareket edeceğimizi bilmemekte midir? Tanrı Mısır’dan çıkardığı halkının gösterdiği bu davranıştan dersini almadı mı ki, Mesih geldikten sonra kilisesine aynı şekilde davransın ve kurtuluşlarını kendi kendilerine ellerinde tutmalarına izin versin? Açık bir şekilde, bir Hristiyan’ın kurtuluşunu kaybedeceğini söyleyenler, farkında olmasalar da Tanrı’yı aptal yerine koymaktadırlar. İkinci nokta olarak Musa’nın Tanrı’ya nasıl yakardığına bakalım. Musa, ‘Neden Mısırlılar, Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısır’dan çıkardı’ desinler’ dedi. Kısacası, İsrail’in vaadedilen topraklara ulaşması, İsrailliler’le ilgili olan birşey değil, Tanrı’nın adının yeryüzünde nasıl bilineceğiyle ilgiliydi. Eğer Rab gerçekten herkesi orada yok etseydi, Mısır’dan çıkış olayını duyan halklar, RAB, Mısırdan çıkardığı halkı, vaat ettiği topraklara getiremedi diyeceklerdi. Bu yüzden Tanrı kendi onuru, kendi adının yüceliği ve antlaşmasının mükemmelliğini korumak amacıyla İsrailliler’e merhamet etti. İsrailliler’in merhamet görmesinin nedeni çok cana yakın veya çekici bir halk olmaları değil, Tanrı’nın kendi antlaşmasına sadık kalması ve kendi adını yüceltmek isteyişiydi. Bizim kurtuluşumuzda da aynı şeyler geçerlidir. Kurtuluşumuzdan önce hepimiz Şeytan’ın köleleriydik, Pavlus’un Efesliler 2. bölümde dediği gibi bu dünyanın temel ilkelerine ve havadaki hükümranlığın egemenliğine, yani Şeytan’ın prensiplerine göre yaşamaktaydık. Şeytan Tanrı’nın lütfu olmaksızın kendisine ne kadar gönüllü bir şekilde kulluk ettiğimizi iyi hatırlamaktadır. Bütün bunlara rağmen, Hristiyan’ın kurtulduktan sonra kendi özgür iradesiyle kurtuluşunu kendi elinde tutması gerektiğini bilmesi şeytana kahkahalar attırmayacak mıdır? Böylesine bir kurtuluş planı, şeytanın Tanrı’nın yüzüne gülerek, ‘Bundan daha iyi bir kurtuluş planı düşünemedin mi? Bir zamanlar özgür iradeleri nedeniyle benim kullarım olanları elinde tutmayı seçmeyerek onlara bir zamanlar verdiğin kurtuluşları kesinlikle kaybedecekleri hiç mi aklına gelmedi?’ demesine sebep olmayacak mıydı? Tıpkı Eski Antlaşma’da Mısırlılar ve diğer halklar Tanrı’yla alay edecekleri gibi, Hristiyan’ın kurtuluşunu kaybetmesi, bütün cennetin ve cehennemin Tanrı’yla alay etmelerine neden olmayacak mıdır? Tanrı’nın adının onuru sizin kurtuluşunuzun üzerinde yazmaktadır. Size olan sevgisinin dışında, Tanrı kendi onurunu korumak ve antlaşmasına sadık kalmak amacıyla sizin tamamen düşmenize izin vermeyecektir. İşte Hristiyan’ın kurtuluşu konusunda Kalvinizm olarak bilinen doktrin ile kurtuluşun kaybedilebileceğini öğreten Arminyanizm olarak bilinen doktrin arasındaki fark budur. Steve Hays bu konuyu şöyle özetledi: Kalvinizm’in Tanrısı, koyunlarının sayısını ve adlarını bilen, kayıp olan koyunu bilen ve kurtları onlardan uzak tutan iyi çobandır. Arminyanizm’in tanrısı ise koyunlarının ne adını ne de sayısını belirleyen, onların kendi isteklerine göre yoldan çıkmalarına izin vererek kurtlara yem olmalarını sağlayan bir çobandır. Sorarım size, hangisi daha sevgi dolu bir Tanrı veya çobandır? Kurtuluşun kaybolabileceğini öğretenler, Tanrı’nın sevgisine, doğasına ve karakterine ne kadar büyük bir darbe vurduklarını keşke görebilseler... Bütün bu gerçekler yüreklerimizi Tanrı’nın sevgisiyle dağlamalı, gözümüze sevinç gözyaşları koymalıdır. Devamlı sürüden ayrılmak isteyen biz koyunlarını, yırtıcı kurtlardan koruyarak devamlı sürüde kalmamızı sağlayan bir Çoban tarafından yönetildiğimiz için aldığımız her nefes tapınma isteğiyle dolu olmalıdır. Bu doktrini, yani Kutsalların Sona Kadar Dayanması doktrinini benden alın, benim yaşamak için ihtiyacım olan umudun tamamını elimden almış olursunuz. Geçen haftanın bu uzun hatırlatmasından sonra bu hafta öğreneceğimiz Tanrı Sözü’ne tekrar bakalım. Filipililer 1:8-11 Hepinizi Mesih İsa'nın sevgisiyle nasıl özlediğime Tanrı tanıktır. Duam şu ki, sevginiz, bilgi ve her tür sezgiyle durmadan artsın. Öyle ki, üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrı'nın yüceltilip övülmesi için İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolarak Mesih'in gününde saf ve kusursuz olasınız. İlk olarak 8. ayette Pavlus oldukça sıradışı birşey söylemektedir. Pavlus, Filipililer için olan sevgisi için Tanrı’yı tanık tutmaktadır. Pavlus’un burada kullandığı cümle, Yahudi olan birisi için söylenmesi oldukça zor bir cümledir. Yasa’yı iyi bilen bir Yahudi, Tanrı’yı kendisine tanık olarak göstermeden önce iki kere düşünürdü. Ancak burada Pavlus, kendilerine karşı duyduğu sevgiyi tam olarak anlamaları için söyleyebileceği en son sözü söylemektedir. Ardından Pavlus, Filipililer’e karşı duyduğu özlemi tanımlamaktadır. Mesih İsa’nın sevgisi diye çevrilen cümlede Pavlus splangxnon kelimesini kullanmaktadır. Bu kelime sözlük olarak iç organlar anlamına gelmektedir. Ancak Pavlus’un kullanış şekliyle ilk yüzyılda bu kelime duyguların ve sevginin tahtı olarak anlaşılmaktaydı. Yani eğer orijinal metne sadık kalmamız gerekirse, Pavlus bu ayette, ‘Hepinizi, Mesih İsa’nın kalbiyle, Mesih İsa’nın yüreğindeki sevginin ta kendisiyle nasıl özlediğime Tanrı’yı tanık koşarım’ demektedir. Geçen hafta bahsettiğim gibi, Pavlus’un bu sevgisi bizim için de bir model oluşturmalıdır. Bizlerin kardeşlerimizi nasıl sevdiğimiz, daha doğrusu nasıl sevmemiz gerektiğini Tanrı’nın Sözü bu ayetlerde bize göstermektedir. Çoğu zaman gerçekten kardeşlerimizde sevilecek bir yön olmadığını görmekte çabuk davranabiliriz. Ancak burada da gördüğümüz gibi, Pavlus’un bu derin sözlerinin altında yatan motiv, Filipililer’in sevilmeye layık veya şirin kişiler olmaları değil, Tanrı’nın onlara karşı olan sevgisidir. Eğer bir kardeşinizi sevmek gerçekten size imkansız gibi geliyorsa, Pavlus’un bu sözlerini hatırlayın. O kardeşinizi Mesih’in ne kadar sevdiğini hatırladığınızda, Mesih’i sevmeniz nedeniyle kardeşinizi de seveceksiniz.
1. Yuhanna 3:14-16 şunları demektedir:
Biz kardeşleri sevdiğimiz için ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz. Sevmeyen ölümde kalır. Kardeşinden nefret eden katildir. Hiçbir katilin sonsuz yaşama sahip olmadığını bilirsiniz. Sevginin ne olduğunu Mesih'in bizim için canını vermesinden anlıyoruz. Bizim de kardeşlerimiz için canımızı vermemiz gerekir.
9. ayette Pavlus’un Filipililer için olan duasını okumaktayız. Duam şu ki, sevginiz, bilgi ve her tür sezgiyle durmadan artsın. Pavlus 9 ayettir sevgiden bahsetmektedir. Ancak bu ayette sevgi kelimesinin önüne herhangi bir sıfat koymamaktadır. Pavlus’un burada bahsettiği sevgi, Filipililerin ne birbirlerine karşı olan sevgisi, ne de ona karşı olan sevgileridir. Buradaki sevgi, en derin ve kapsamlı anlamıyla Filipililer’in sevginin gerçekten ne olduğunu anlamalarıdır. Peki bu sevgi nasıl artmalı? Bilgi ve her tür sezgiyle...
Bu noktada Pavlus’un bilgi kelimesi için kullandığı Grekçe kelimeye bakmamız gerekmektedir. Burada Pavlus, bilgi derken, herhangi bir formal bilgiden bahsetmemektedir. Pavlus bu ayette genel anlamda bilgi anlamına gelen gnosib kelimesi yerine, daha derin, dini ve ahlaki bilgi anlamına gelen epingnosib kelimesini kullanmaktadır. Bu bilgi, sadece Kutsal Kitap’ta kaç kitap olduğu, Trent konseyinin ne zaman toplandığı gibi ansiklopedik bir bilgi değil, tam tersine Filipilerin Müjde’nin içeriği ve anlamının ne olduğunu anlamalarını sağlayan, hayatın çeşitli evrelerinde ve koşullarında nasıl davranmaları gerektiği konusunda onları ahlaki açıdan uyaracak bir bilgidir. Bu tip bir bilgi, yani, epingnosib , olmaksızın bizlerin sevgisi yanlış bir yöne doğru gidebilir. Bu nedenle günümüz kilisesinde anlaşılan sevgi kavramını yanlış anlamalardan kurtarmamız gerekmektedir. Bugün çoğu imanlı Tanrı sevgidir cümlesini kullandıklarında, Tanrı’nın herkesi aynı şekilde, aynı derecede ve aynı ölçüde sevdiğini söylemek için kullanmaktadırlar. Fakat gerçek sevgi bu değildir. Gerçek sevgi herşeyi aynı şekilde aynı ölçüde sevmez, sevemez. Çünkü dünyadaki herşey eşit derecede sevilir veya takdir edilir değildir. Eğer Tanrı doğruluğu seviyorsa, kötülükten doğası gereği nefret etmek zorundadır. Eğer bir koca eşine seni seviyorum diyorsa, bu sevginin doğası gereği, başka kadınları seni sevdiğim gibi sevmiyorum demek istiyordur.
Aynı şekilde genel kanıya göre sevgi ve öğreti, pratik yaşam ve doktrin birbirlerine ters kavramlardır. Bu da bu ayetlerdeki bilgi ve sevgi kavramlarına baktığımızda yanlış bir tanımdır. Sık sık, bize doktrin değil, sevgi lazım lafını duymaktayım. Bu kişilerin, doktrin ve pratik yaşamın birbirlerine zıt kavramlar olduklarını Kutsal Kitap’ın neresinde gördükleri hakkında en ufak bir fikrim yok. Bu görüşün aksine Pavlus bu ayetlerde sevginin bilgiyle devamlı artmasını söylerken, bir anlamda da bilgi olmadan sevginin içinin boş bir kavram olduğunu söylemektedir. Bir kişiyi veya birşeyi daha çok sevmek ancak o kişiyi ve şeyi daha çok tanımak veya bilmekle mümkündür. Bu nedenle, gerçek sevgiye sahip olmak için gerçek bilgiye sahip olmak bizim için zorunlu birşeydir.
Aynı ayetteki diğer önemli kelime ise tam bir sezgiyle diye çevrilen cümledir. Buradaki sezgi sözünü, ‘Arabanın bana doğru geldiğini sezdim’ cümlesindeki günlük kullanışıyla anlamamamız gerekmektedir. aisthesei kelimesi, tıpkı bilgi kelimesi gibi ahlaki bir anlam taşıyarak, iyiyi kötüden ayırt etme anlamına gelmektedir. Yani parça parça ele aldığımız bu ayete tam olarak bakacak olursak, Pavlus, bizlerin sevgisinin, neyin iyi, neyin kötü olduğunu bilerek ve neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt ederek devamlı artmasını istemektedir. Bu nedenle, bir Hristiyan herkesi ve herşeyi aynı derece de ve aynı değerde sevemez. Bu ayetlerin bize gösterdiği sevgi değerle korunması gereken bir sevgidir. Bu sevgi bilgi ve ayırt edişle devamlı bilgilendirilmekte ve sonuç olarak bizde bilgelik yaratmaktadır. Daha basit bir şekilde, Pavlus’un duası, Hristiyanların birbirlerine tamamen zıt olan iki seçenek arasında doğru seçim yapabilmeleri için değil, dışarıdan bakıldıklarında aynı derecede iyi veya aynı derecede kötü gözüken iki şey arasında en doğru seçimi yapacak bilgiye ve ayırt edişe sahip olmaları içindir. Bizler her gün devamlı seçimler yapmak zorunda kalmakta veya bırakılmaktayız. Eğer Pavlus, Filipililer için bu konuyu bu kadar önemli gördüyse, bizlerin de günlük yaşamda Tanrı’yı hoşnut eden bir sevgiye sahip olabilmemiz için devamlı kendimiz ve kardeşlerimiz için bu şekilde dua etmeliyiz.
Pavlus’un mektuplarındaki dualara baktığımızda, bizim dualarımızdan ne kadar farklı olduklarını görüyoruz. Bizler devamlı ağrıyan dizlerimiz, geçmek zorunda olduğumuz derslerimiz için dua isteklerimizi belirtirken Pavlus bunlardan daha önemli konular için dua etmekteydi. Hastalık veya günlük kaygılarımız için dua etmemizin yanlış olduğunu kesinlikle söylemiyorum ancak kendinizle dürüst olursanız dua yaşantınızda kaç defa sevginizin bilgi ve her tür ayırt edişle daha da artması için dua ettiğiniz sorusunu kendinize sormanız gerekmektedir. Ruhsal konularda Tanrı’yı hoşnut eden kararlar vermeye, ve Tanrı’yı tanımaya hasta olan dedenizden veya sınavlarınızdan daha önemli olarak dualarınızda yer verdiniz mi? Tanrı iyi bir Baba olarak günlük ihtiyaçlarımızı bizim ihtiyacımız olduğu kadar sağlamaktadır, ancak bizlerin O’nu hoşnut eden bir yaşam için ihtiyacımız olan bilgi ve sevgi için dua etmememiz, verileni, Veren’den daha önemli gördüğümüzü gösterir.
Son olarak 11. ayette Pavlus, bu duanın sonucunun ne olacağını ‘öyle ki’ sözüyle açıklamaktadır. Bir Hristiyan’ın sevgisi, bilgi ve her tür sezgiyle durmadan artmalıdır ama neden? Öyle ki üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrı’nın yüceltilip övülmesi için İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolarak, Mesih’in gününde saf ve kusursuz olasınız.
Ne yazıktır ki, üstün değerleri ayırt etmenin önemi bugün kilisede hiç konuşulmamakta ya da tamamen yanlış anlaşılmaktadır. Ne yazıktır ki, aynı zamanda üstün değerlerin ne oldukları konusunda hemen çok çabuk yargılara ulaşmakta, Pavlus’un dediği gibi bilgi ve her tür sezgiyle gelen sevgi yerine, içinde hiçbir anlamın olmadığı sadece klişe olarak kullanılan bir sevgi kavramıyla üstün değerleri eşit tutmaktayız. Pavlus’un burada bahsettiği üstün değerler hem doktrinsel hem de günlük yaşamla ilgili değerlerdir.
Pavlus üstün değerleri ayırt etmenin amacını da bizlere bu ayetlerde açıklamaktadır : Tanrı’nın yüceliği için Mesih’in gününde saf ve kusursuz olmamız. Ancak Pavlus, bu cümlenin ortasına bunun da nasıl gerçekleşeceğini belirten bir ortaç koymaktadır: İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolarak. Yani bütün bunlardan anlamamız gereken, bizlerin doğruluk meyveleri ile dolmamızın, Mesih’in gününde saf ve kusursuz olmamız için zorunlu birşey olduğudur.
Bugün bazı kiliseler ve hatta ilahiyat okulları, bir Hristiyan’ın meyvelerine bakarak bu kişinin durumunu asla bilemeyeceğimizi öğretmektedirler. Bu kişilere göre bir insanın Mesih’e iman ettiğini söylemesi bu kişinin gerçekten kurtulmuş olduğuna inanmamıza yetmelidir. Bunun bir sonucu olarak da bu kişiler, kutsallaşmayı yüceltilmenin zorunlu bir koşulu olarak görmemektedirler. Ancak Kutsal Kitap’ın bunu öğretmediğine inanıyorum. Mesih bize defalarca, kişinin meyvelerine bakarak ağacın ne kalitede olduğunu, meyve vermeyen ağacın ise kesilip ateşe atılacağını söyledi. Bu konuyu ilk haftaki vaazımda işlediğim için detaylarına girmeyeceğim. Ancak Pavlus’un bu ayetlerde bahsettiği doğruluğun meyveleri konusunda bizlerin dikkatli olması gerekmektedir.
İsa Mesih hiçkimseyi sadece O’na inandığını söylediği için aklamayacaktır. Burada asla işlerle aklanmayı öğretmiyorum ancak, sadece imanla aklanma öğretisini yanlış anlamamız, kutsallaşma konusunu yanlış anlamamıza da neden olmaktadır. Tanrı’nın önündeki konumumuzu değiştirecek olan tek şey Mesih’in doğruluğu ve ölümüdür ve buna imanla sarılana kadar hiçkimse kurtuluş beklememelidir. Ancak, bir kişi bu kurtuluşa sahip olduğundan nasıl emin olacaktır? Hangi standarda veya tanıklığa bakarak, gerçekten imanının gerçek bir iman olduğunu anlayacaktır? İsa, Yuhanna 15:16’da şunları demektedir :
Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım.
Demek ki seçilmemizin amacı, yani kurtuluşumuzun amacı bizlerin meyve vermesi ve meyvelerimizin kalıcı olmasıdır. Eğer Hristiyan olduğunuzu iddia ediyor fakat hayatınızda günah konusunda herhangi bir değişikliğin hiçbir zaman meydana gelmediğini görüyorsanız korkmanız için büyük bir sebebe sahipsiniz. Mesih’in kurtardığı hiçkimse, meyve veremeden duramaz. Eğer diğer kardeşlerinize karşı sevginiz yoksa, Mesih’i yürekten sevmiyorsanız ve günahtan nefret etmiyorsanız, Mesih’e ait olduğunuzu veya Mesih’in size ait olduğunu iddia edemezsiniz. Bugün birçok kişi, İncil’in arkasındaki kısa bir duayı okuyarak Hristiyan olduğuna inanıyor veya cahil ve sorumsuz bazı kişiler tarafından Hristiyan olduğuna inandırılıyor. Ancak İsa şunları diyor:
Matta 7:21-23 “Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!' diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği'ne girmeyecek. Ancak göklerdeki Babam'ın isteğini yerine getiren girecektir.
O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?' O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!' diyeceğim.”
Aynı şekilde Pavlus 1. Korintliler 6:9-10’da şunları söylemektedir
Günahkârların, Tanrı Egemenliği'ni miras almayacağını bilmiyor musunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar Tanrı'nın Egemenliği'ni miras alacaktır, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular
İbraniler 12:14 ise şunu demektedir:
Kutsallığa sahip olmadan kimse Rab'bi göremeyecek
Pavlus’un Filipiler’e bahsettiği doğruluk meyvelerini göstermeleri tamamen bununla ilgilidir. Mesih’in gününde saf ve kusursuz olmak demek, iman ettikten sonra hepimizin yüzde yüz kusursuz ve günahsız bir yaşam sürmesi değildir. Bu bedende olduğumuz sürece günah işlemeye devam edeceğiz. Günah işlediğimiz her zaman da acaba kurtulmadık mı diye kaygılanmamıza da gerek yoktur. Ancak bir Hristiyan’ı, diğer kişilerden ayıran şey o kişinin işlediği günaha karşı olan tutumudur. Günahtan nefret etmek yerine, koynunuzda beslemek size daha mı tatlı geliyor? Ne yaparsanız yapın kurtulmuş olduğunuzu düşünerek Tanrı’nın sizi yargılamayacağından emin olarak mı günah işliyorsunuz? O zaman titreyerek korkmalısınız çünkü lütuf antlaşmasının vaatlerinin hiçbirisi sizin için değildir. Ancak işlediğiniz günahın, Tanrı’nın Oğlu’nun ölümüne neden olduğunu bilerek üzülüyorsanız, işlediğiniz günahın kendisinden nefret ediyorsanız ve Tanrı’nın size lütufkar davranması için tapınaktaki vergi görevlisi gibi gözlerinizi göğe bile kaldırmaya layık olmadığınızı bilerek, Tanrım ben günahkara merhamet et diye yakarıyorsanız, işte o zaman Mesih kollarını size açmış beklemektedir. Baba Tanrı bu şekilde yaşayanları affedeceğine ve değiştireceğine söz vermiştir. Pavlus’un 11. ayette saf kelimesi için kullandığı Grekçe kelime olan eilikrineiß kelimesi bir giysinin güneşin altına getirilip üzerinde leke olup olmadığının anlaşılması anlamında kullanılan bir kelimedir. Mesih’in gününde yani yargı gününde herkesin işleri ve yüreğinde gizli tuttuğu herşey tıpkı bu şekilde ortaya çıkacaktır.
Peki ya kurtuluşlarından emin olmak isteyen bizler bundan dolayı korku içinde mi yaşayalım? Kesinlikle hayır!!! Ayetin ne dediğini hatırlayın. Bu doğruluk meyveleri sizlerden değil, İsa Mesih’ten gelecektir. Tanrı, siz O’na iman ettikten sonra ne kadar doğru bir kişi olacaksınız diye tahtında oturup seyretmeyecektir. Sizi kutsallaştıracak olan Tanrı’nın ta kendisidir. Bu nedenle Tanrı’nın lütfunu hiçe sayarak günah işleyenleri acı bir yargı bekleyecekse, bu lütfa karşı günah işlemekten pişmanlık duyarak tövbe edecekleri de merhametin sonsuz öpücükleri karşılayacaktır. İşte o zaman Pavlus’un Selanikliler mektubunda dediği gibi Mesih, kutsallarında yücelecektir.
Bu nedenle Pavlus’un Filipililer için ettiği bu duayı bu hafta boyunca kendimiz için edelim. Her sabah giyecek, içecek ve yiyecek için kaygılanmak yerine, bu doğruluğa sahip olmak için kaygılanalım ve Tanrı bize bunu verene kadar kapısını çalmaktan asla vazgeçmeyelim. İsa’nın dağdaki vaazında ne söylediğini hatırlayın:
Matta 5:6 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar.
AMİN!!!
| ||||||||||||||
|
"Jesus came and spake unto them, saying ... Go ye therefore, and teach all nations, baptizing them in the name of the Father, and of the Son, and of the Holy Ghost: Teaching them to observe all things whatsoever I have commanded you: and, lo, I am with you alway, even unto the end of the world." Matthew 28:18-20 KJV
| |||||||||||||||